Kategoriler
Genel

Kuran’a Giriş

Müslüman, Hıristiyan, Musevi, ateist, hangi dinden ve inançtan olursanız olun hoş geldiniz.

Kaybedilmiş en eski bilginin kapısındasınız. Ancak size Mevlana gibi “Gel, ne olursan ol yine gel.” demeyeceğim, tam aksine şunu diyeceğim;
Kaybedilmiş o eski bilgiyi aramıyorsan git, taşımak için gerekli gücün yoksa da git, gençsen ve henüz heveslerini yaşıyorsan sen de git.
Korkmadan git ve iyi bir insan olarak korkmadan yaşa, çünkü yaşamın gerçekliği bizim neye ve nasıl inandığımızı önemsemeyen bir gerçekliktir.
Gelirsen de korkmadan gel ve bil ki burada sırlara, mucizelere ve bilgisizliğe yer yoktur. Aksine Diyanet İşleri Başkanlığı başta olmak üzere, Allah hakkında bilmediği şeyler söyleyen tüm din adamlarına açık bir meydan okuma vardır. Meydan okuyansa az sonra okuyacağımız Kuran’dır. Okuyacağımız bu Kuran bizi Muhammet’ten İsa’ya, Musa’dan Davut’a gezdirecek, sonra da anlamış olmaktan huzur duyacağımız İbrahim’in gerçek din anlayışına götürecek. Nedir o gerçek ?

O büyük gerçek; Gerçekten var olan ve hiçbir güç tarafından yaratılmayan, hiçbir şeye benzemeyen, bir eşi daha olmayan, hiçbir şeye ihtiyaç duymayan, artmayan ve eksilmeyen, değişen ama asla yok olmayan, ezelden gelip ebede giden sonsuz maddi âlemin herşeyin başlangıcı ve esası olmasıdır.

Evet ama nasıl olur, varlığın karşıtı yokluk değil mi?
Bir şey varsa, onu yoktan yaratan bir Allah olması da gerekmez mi?

Evet gerekmez! Zaten biz insanları hayali bir Allah anlayışına götüren en büyük suçlu da bu varlık ve yokluk kargaşası değil mi? Bilmeli ki, sonsuz âlem varlıkla yokluk denen bu zıtlığın arka arkaya gelmesiyle sonsuz olmaktadır. Bize ne yıldızların en arkasında ne var ne yok, ister varlık olsun ister yokluk, Allah mekandan münezzehtir diyen siz değil miydiniz? İlla da uzak, ama çok uzak bir yerlerde saklanıyor olması mı gerek! Bir yandan O insanın kalbindedir deyip de, diğer yandan yedi kat göğün arkasına atıp unutmak yakışıyor mu? Hem düşünsenize, her şey vardan ibaret olsaydı Allah yokluğu yaratamamış, eğer her şey yoktan ibaret olsaydı o zaman da kendiliğinden yok olmuş olmaz mıydı?

Özetle, her şey bilimin söylediği bir gerçeklik içindedir ve Allah insanlık tarihi içinde tanımlanan özel bir kelimedir.

Haz. Muhammet diyor ki; “Sözün güzeli, doğru ve kısa olanıdır.”
Hem doğru hem kısa olan şu ki;
Allah kelimesinin aslı El İlah’tır ve bu Diyanet İşleri Başkanlığı’nın da bildiği bilimsel bir gerçektir. Ne olduğunu bilmeden kullandığımız Allah sözcüğü, söz ettiğimiz El İlah kelimesinin söylenişinden kaynaklanan bir kısaltmadır, hepsi bu kadar basit. Ancak önemsizmiş gibi görünen bu kısaltma hepimizi aldatmakta, tüm kitapların ve peygamberlerin anlatmaya çalıştıkları yaratıcı tek ilah gerçeğini örtmektedir.
Biraz daha açarsak;
El İlah kelimesindeki “İlah” ; Hiç yok olmayan, sonsuz güç sahibi, inanılacak tek gerçek varlık demektir. Kimdir o inanılması mecburi olan tek güç, kimdir o tek gerçek varlık?
Cevabı kelimenin kendi içinde verilir, “El”. Bu El’deki L harfi (lam) materyalistlerin savunduğu görünen sonsuz maddi âlemi; Bir, birlik, birliktelik anlamında kullanılan E harfi (elif) ise bu sonsuz maddi âlemle, üzerinde var olan insanın artık sonsuza kadar sürecek olan ayrılmaz birlikteliğini anlatır. Bu kavram bütünlüğünden insanı yok ettiğinizi varsayarsanız, görürsünüz ki El’in birliği de ilahlığı da bozulur gider, geriye kendi sonsuzluğunda bilinmeyen bir âlem kalır.

İsa’nın, Musa’nın ve Muhammet’in büyükbabamız dedikleri İbrahim’in doğal dini iki şeyi bilmek ve ona göre davranmak demektir.
Bunlardan biri El İlah’ın varlığını, birliğini ve gerçekliğini bilmek, diğeri ise öldükten sonra gelecek bir zaman içinde, tıpkı bugünkü gibi maddi olarak dirilip bir daha hiç ölmeyeceğimizi bilmektir.
İlahımız El’in varlığını, birliğini ve gerçekliğini kısaca anlattım. Kıyamet dediğimiz diriliş bilgisini okuyup anlamayı ise size bıraktım.
Anlattıklarıma inanmadıysanız, kendinizi peygamberinizin yerine koyup bir düşünün bakalım; Herkesin yaptığı gibi görmediği, bilmediği, anlatamadığı ve ispatlayamadığı bir Allah’tan söz ederek bizi aldatmış olabileceğini kabul edebilir, ona yakıştırabilir misiniz? Hepsi bir yana işte Kuran önümüzde okunmayı bekliyor, bakın bakalım kendi benliğinizin öğretilmiş yalanlarından başka bir yalan bulabilecek misiniz?

Bu noktada itiraf etmek isterim ki, El İlah konusunda eski milletlerin yaşadığı bir güçlüğü kendim de yaşadım ve onlara hak verdim. El İlah kelimenin doğrusu olmakla birlikte okunuşu ve söylenişi dilde epey güç. Bu nedenle bir ara onların yaptığını yapmayı ve kelimeyi kısaltıp Ellah olarak yazmayı düşündüğüm halde sonradan vazgeçtim. Çünkü şeytanın büyük yalanı bu küçük ayrıntıda saklanıyor ve bu yalanı ortaya çıkarmak için doğruyu vurgulamak zorundayız.

Bu çalışmadan maksadım sadece Kuran’ı anlamak ve paylaşmak değil, Türk toplumunun türban gibi saçma bir nedenle bölünmesi karşısında bile üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi hareketsiz duran, daha da tehlikelisi papağan gibi atalarından duyduğunu tekrar eden Diyanet İşleri Başkanlığını ve Üniversiteleri tahrik edip harekete geçirmektir. Bu çeviri sadece bir öneridir, doğrulamak ya da çürütüp daha doğrusunu öğretmek bilim adamlarının görevidir.

Bir şey daha var. Mürit Kefer’in hatıralarını okuyanlar bilir, rahmetli materyalist müftü Turan Dursun ile orada helalleşmiştim. Şimdi helalleşmem gereken biri daha var ve sıra rahmetli hocamız Elmalılı Hamdi Yazır’da. Kuran’ın korunması konusunda o kadar hassas ki, rahmetli eski mebuslardan Mustafa Fehmi’nin bir mısraını tercüme ettiği Kuran çalışmasının önsözüne koymuş, Kuran’ın Türkçeleştirilmesinden söz edenleri şöyle azarlıyor;

“Türkçe Kuran mı var be hey şaşkın!”

Elbette ne kast ettiğini çok iyi biliyorum ama söylediği kastını aşmış ve doğrultulmayı hak etmiştir.
Şimdi, kuran kurslarında Arapça öğrenmek uğruna helak olan çocuklarımızı kurtarmak adına ben de kendisine ve kendisi gibi düşünenlere şöyle diyorum;

“Asıl şaşkın sen olmalısın ki; Ya Kuran okumuyorsun, ya Arapça okuduğun için anlamıyorsun, ya da El İlah’ın gerçekliğine değil de kendi nefsinin fısıldadığı içi boş hayallere inanıyorsun.

Yoksa bu garip millete bir kastın mı var ki çocuklarımızı kitap taşıyan idraksiz eşeklere benzetmeye çalışıyorsun, söyle hangisi?

Ama kastın ne olursa olsun, sen de göreceksin ki güneş balçıkla sıvanmaz ve gerçek belirince hayaller yok olur.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir