Suresi.gen.tr

Ana sayfa » » Hâkka Suresi

Hâkka Suresi

Hâkka Suresi, Mekke döneminde inmiştir. 52 âyettir. Sûre, adını birinci âyeti oluşturan“el-Hâkka” kelimesinden almıştır. Hâkka, mutlaka gerçekleşecek olan kıyametdemektir. Sûrede başlıca, Kıyameti inkâr edenlerin görecekleri cezalarve mü’minler ile kâfirlerin dehşetli Kıyamet günündeki hâlleri konu edilmektedir.

İçindekiler

Hâkka Suresi Arapça

Hâkka Suresi Arapça yazılı olarak aşağıdadır.

Hâkka Suresi Arapça 1. Sayfa

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

اَلْحَٓاقَّةُۙ١مَا الْحَٓاقَّةُۚ٢وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا الْحَٓاقَّةُۜ٣كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌ بِالْقَارِعَةِ٤فَاَمَّا ثَمُودُ فَاُهْلِكُوا بِالطَّاغِيَةِ٥وَاَمَّا عَادٌ فَاُهْلِكُوا بِر۪يحٍ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍۙ٦سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍ وَثَمَانِيَةَ اَيَّامٍۙ حُسُوماً فَتَرَى الْقَوْمَ ف۪يهَا صَرْعٰىۙ كَاَنَّهُمْ اَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍۚ٧فَهَلْ تَرٰى لَهُمْ مِنْ بَاقِيَةٍ٨

Hâkka Suresi Arapça 2. Sayfa

وَجَٓاءَ فِرْعَوْنُ وَمَنْ قَبْلَهُ وَالْمُؤْتَفِكَاتُ بِالْخَاطِئَةِۚ٩فَعَصَوْا رَسُولَ رَبِّهِمْ فَاَخَذَهُمْ اَخْذَةً رَابِيَةً١٠اِنَّا لَمَّا طَغَا الْمَٓاءُ حَمَلْنَاكُمْ فِي الْجَارِيَةِۙ١١لِنَجْعَلَهَا لَكُمْ تَذْكِرَةً وَتَعِيَهَٓا اُذُنٌ وَاعِيَةٌ١٢فَاِذَا نُفِخَ فِي الصُّورِ نَفْخَةٌ وَاحِدَةٌۙ١٣وَحُمِلَتِ الْاَرْضُ وَالْجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةً وَاحِدَةً١٤فَيَوْمَئِذٍ وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُۙ١٥وَانْشَقَّتِ السَّمَٓاءُ فَهِيَ يَوْمَئِذٍ وَاهِيَةٌۙ١٦وَالْمَلَكُ عَلٰٓى اَرْجَٓائِهَاۜ وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍ ثَمَانِيَةٌۜ١٧يَوْمَئِذٍ تُعْرَضُونَ لَا تَخْفٰى مِنْكُمْ خَافِيَةٌ١٨فَاَمَّا مَنْ اُو۫تِيَ كِتَابَهُ بِيَم۪ينِه۪ فَيَقُولُ هَٓاؤُ۬مُ اقْرَؤُ۫ا كِتَابِيَهْۚ١٩اِنّ۪ي ظَنَنْتُ اَنّ۪ي مُلَاقٍ حِسَابِيَهْۚ٢٠فَهُوَ ف۪ي ع۪يشَةٍ رَاضِيَةٍۙ٢١ف۪ي جَنَّةٍ عَالِيَةٍۙ٢٢قُطُوفُهَا دَانِيَةٌ٢٣كُلُوا وَاشْرَبُوا هَن۪ٓيـٔاً بِمَٓا اَسْلَفْتُمْ فِي الْاَيَّامِ الْخَالِيَةِ٢٤وَاَمَّا مَنْ اُو۫تِيَ كِتَابَهُ بِشِمَالِه۪ فَيَقُولُ يَا لَيْتَن۪ي لَمْ اُو۫تَ كِتَابِيَهْۚ٢٥وَلَمْ اَدْرِ مَا حِسَابِيَهْۚ٢٦يَا لَيْتَهَا كَانَتِ الْقَاضِيَةَۚ٢٧مَٓا اَغْنٰى عَنّ۪ي مَالِيَهْۚ٢٨هَلَكَ عَنّ۪ي سُلْطَانِيَهْۚ٢٩خُذُوهُ فَغُلُّوهُۙ٣٠ثُمَّ الْجَح۪يمَ صَلُّوهُۙ٣١ثُمَّ ف۪ي سِلْسِلَةٍ ذَرْعُهَا سَبْعُونَ ذِرَاعاً فَاسْلُكُوهُۜ٣٢اِنَّهُ كَانَ لَا يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ الْعَظ۪يمِۙ٣٣وَلَا يَحُضُّ عَلٰى طَعَامِ الْمِسْك۪ينِۜ٣٤

Hâkka Suresi Arapça 3. Sayfa

فَلَيْسَ لَهُ الْيَوْمَ هٰهُنَا حَم۪يمٌۙ٣٥وَلَا طَعَامٌ اِلَّا مِنْ غِسْل۪ينٍۙ٣٦لَا يَأْكُلُهُٓ اِلَّا الْخَاطِؤُ۫نَ۟٣٧فَلَٓا اُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَۙ٣٨وَمَا لَا تُبْصِرُونَۙ٣٩اِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَر۪يمٍۚ٤٠وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍۜ قَل۪يلاً مَا تُـؤْمِنُونَۙ٤١وَلَا بِقَوْلِ كَاهِنٍۜ قَل۪يلاً مَا تَذَكَّرُونَۜ٤٢تَنْز۪يلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ٤٣وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ الْاَقَاو۪يلِۙ٤٤لَاَخَذْنَا مِنْهُ بِالْيَم۪ينِۙ٤٥ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ الْوَت۪ينَۘ٤٦فَمَا مِنْكُمْ مِنْ اَحَدٍ عَنْهُ حَاجِز۪ينَ٤٧وَاِنَّهُ لَتَذْكِرَةٌ لِلْمُتَّق۪ينَ٤٨وَاِنَّا لَنَعْلَمُ اَنَّ مِنْكُمْ مُكَذِّب۪ينَ٤٩وَاِنَّهُ لَحَسْرَةٌ عَلَى الْـكَافِر۪ينَ٥٠وَاِنَّهُ لَحَقُّ الْيَق۪ينِ٥١فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظ۪يمِ٥٢

Hâkka Suresi Arapça Dinle

Hâkka Suresi Arapça Dinle, Hâkka Suresi’ni Abdulbaset Abdussamed’in sesinden Arapça olarak dinlemek için Oynatma ▶️ butonuna basabilirsiniz.

Hâkka Suresi Türkçe

Hâkka Suresi Türkçe yazılı olarak aşağıdadır.

    Hâkka Suresi Türkçe 1. Sayfa

    Bismillahir rahmanir rahim.

  1. El hakkah.
  2. Mel hakkah.
  3. Ve ma edrake mel hakkah.
  4. Kezzebet semudu ve adun bil kariah.
  5. Fe emma semudu fe uhliku bit tagıyeh.
  6. Ve emma adun fe uhliku bi rihın sarsarin atiyeh.
  7. Sehhareha aleyhim seb’a leyalin ve semaniyete eyyamin husumen fe terel kavme fiha sar’a ke ennehum a’cazu nahlin haviyeh.
  8. Fe hel tera lehum min bakıyeh.
  9. Hâkka Suresi Türkçe 2. Sayfa

  10. Ve cae fir’avnu ve men kablehu vel mu’tefikatu bil hatıeh.
  11. Fe asav resule rabbihim fe ehazehum ahzeten rabiyeh.
  12. İnna lemma tagal mau hamelnakum fil cariyeh.
  13. Li nec’aleha lekum tezkireten ve teıyeha uzunun vaıyeh.
  14. Fe iza nufiha fis suri nefhatun vahıdeh.
  15. Ve humiletil ardu vel cibalu fe dukketa dekketen vahıdeh.
  16. Fe yevme izin vekaatil vakıah.
  17. Ven şakkatis semau fe hiye yevme izin vahiyeh.
  18. Vel meleku ala ercaiha, ve yahmilu arşe rabbike fevkahum yevme izin semaniyeh.
  19. Yevme izin tu’radune la tahfa minkum hafiyeh.
  20. Fe emma men utiye kitabehu bi yeminihi fe yekulu haumukreu kitabiyeh.
  21. İnni zanentu enniy mülakın hısabiyeh.
  22. Fe huve fi işetin radıyeh.
  23. Fi cennetin aliyeh.
  24. Kutufuha daniyeh.
  25. Kulu veşrebu henien bima esleftum fil eyyamil haliyeh.
  26. Ve emma men utiye kitabehu bi şimalihi fe yekulu ya leyteni lem ute kitabiyeh.
  27. Ve lem edri ma hısabiyeh.
  28. Ya leyteha kanetil kadiyeh.
  29. Ma agna anni maliyeh.
  30. Heleke anni sultaniyeh.
  31. Huzuhu fe gulluh.
  32. Summel cahime salluh.
  33. Summe fi silsiletin zer’uha seb’une ziraan feslukuh.
  34. İnnehu kane la yu’minu billahil azim.
  35. Ve la yahuddu ala taamil miskin.
  36. Hâkka Suresi Türkçe 3. Sayfa

  37. Fe leyse lehul yevme hahuna hamim.
  38. Ve la taamun illa min gıslin.
  39. La ye’kuluhu illel hatiun.
  40. Fe la uksımu bima tubsırun.
  41. Ve ma la tubsırun.
  42. İnnehu le kavlu resulun kerimin.
  43. Ve ma huve bi kavli şairin, kalilin ma tu’minun.
  44. Ve la bi kavli kahin, kalilen ma tezekkerun.
  45. Tenzilun min rabbil alemin.
  46. Ve lev tekavvele aleyna ba’dal ekavil.
  47. Le ehazna minhu bil yemin.
  48. Summe le kata’na minhul vetin.
  49. Fe ma minkum min ehadin anhu hacizin.
  50. Ve innehu le tezkiretun lil muttekin.
  51. Ve inna le na’lemu enne minkum mukezzibin.
  52. Ve innehu le hasretun alel kafirin.
  53. Ve innehu le hakk’ul yakin.
  54. Fe sebbıh bismi rabbikel azim.

Hâkka Suresi Türkçe Meali Oku

Hâkka Suresi Türkçe Meali yazılı olarak aşağıdadır.

    Hâkka Suresi Türkçe Meali 1. Sayfa

    Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

  1. O hak olan (kıyamet).
  2. Nedir o hak olan (kıyamet)?
  3. Ve sana dirayetle ne bildirdi, o hak olan (kıyamet)in ne olduğunu?
  4. Semud ve Ad inanmadı o (beyinlerinde patlayacak) kıyamete!
  5. Semud haddi aşan (korkunç bir gürültü) ile yok edildi.
  6. Ad ise şiddetli bir rüzgar, azgın bir fırtına ile yok edildi.
  7. Allah, köklerini kesmek için onu yedi gece, sekiz gündüz aralıksız onların üzerine musallat etti. Bir de görürsün o topluluğu ki, o süre zarfında içleri kof hurma kütükleri gibi yıkılıp kalmışlar.
  8. Bak şimdi görebilir misin onlardan bir kalıntı?
  9. Hâkka Suresi Türkçe Meali 2. Sayfa

  10. Firavun da, ondan öncekiler de altı üstüne getirilen o ülkeler(in halkı Lut kavmi) de hep o hatayı işlediler.
  11. Hep Rablerinin peygamberine karşı geldiler; o da onları gittikçe artan bir tutuşla alıverdi.
  12. Oysa Biz, o su kabardığı zaman sizi akan gemide taşıdık.
  13. Onu sizlere bir ibret yapalım ve belleyici kulaklar bellesin diye.
  14. Çünkü Sur’a bir tek üfleme üflendiğinde,
  15. o yer ve dağlar yükletilip arkasından bir çarpılış çarpıldıklarında,
  16. işte o zaman o kıyamet kopmuş olacaktır.
  17. Ve gök yarılmış, o da o gün sarkmıştır.
  18. Melek de kenarları üzerindedir ve üstlerinde o gün Rabbinin Arş’ını sekiz melek taşır.
  19. O gün (sorguya) arzolunursunuz; öyle ki, gizli bir haliniz kalmaz.
  20. işte o zaman, kitabı sağından verilen der: “Alın okuyun kitabımı!
  21. Çünkü ben hesabıma kavuşacağımı sezmiştim.”
  22. Artık o hoşnut bir hayattadır.
  23. Yüksek bir cennettedir.
  24. Devşirmeleri (meyveleri) yakındadır.
  25. Yiyin, için, afiyet olsun; geçmiş günlerde yaptıklarınıza karşılık olarak!
  26. Ancak kitabı sol tarafından verilen der ki: “Eyvah! Keşke kitabım verilmeseydi bana!
  27. Ve hesabımın ne olduğunu öğrenmeseydim!
  28. Ne olurdu o ölüm iş bitiren olsaydı!
  29. Malım benden yana hiçbir şeye yaramadı.
  30. Mahvoldu saltanatım, gücüm!”
  31. Tutun onu, hemen bağlayın onu!
  32. Sonra ancak cehenneme yaslayın onu!
  33. Sonra da boyu yetmiş arşın bir zincirde yollayın onu!
  34. Çünkü o, şanı yüce Allah’a inanmıyordu.
  35. Yoksulun yiyeceğine hiç bakmıyordu.
  36. Hâkka Suresi Türkçe Meali 3. Sayfa

  37. Bugün de ona burada kanı sıcak bir yakın yoktur.
  38. Bir irinden başka bir yiyecek de yoktur.
  39. Onu günahkar canilerden başka kimse yemez.
  40. Artık yok, yemin ederim gördüklerinize
  41. ve görmediklerinize!
  42. O (Kur’an), hiç şüphesiz şanlı bir peygamberin getirdiği sözdür.
  43. Ve O, bir şair sözü değildir. Siz pek az inanıyorsunuz!
  44. Bir kahin sözü de değildir. Siz pek az düşünüyorsunuz!
  45. O, alemlerin Rabbi tarafından indirilmedir.
  46. O Bizim adımıza bazı laflar uydurmaya kalkışsaydı,
  47. Elbette Biz onu, o yüzden yeminiyle yakalar (kuvvetle tutar hıncını alır)dık!
  48. Sonra da onun iliğini keser atardık.
  49. O vakit sizden hiçbiriniz ona siper de olamazdınız.
  50. Ve o, hiç şüphesiz takva sahipleri için unutulmayacak bir öğüttür.
  51. Bununla beraber Biz biliyoruz ki, sizden inanmayanlar var.
  52. Ve kesinlikle o, kafirler için bir hasret (vahlanma) vesilesidir.
  53. O, hiç şüphesiz, gerçeğin ta kendisidir.
  54. Haydi, Rabbinin yüce ismi ile tesbih et!

Hâkka Suresi Türkçe Meali Dinle

Hâkka Suresi Türkçe Meali Dinle, Hâkka Suresi Prof. Dr. Hamdi DÖNDÜREN’in çevirisini yaptığı Türkçe Meali, Ahmet DENİZ’in sesinden dinlemek için lütfen Oynatma ▶️ butonuna basabilirsiniz.

Hâkka Suresi Konusu

Hâkka Suresi konusu, Sûrenin ana konusu vahiy yani Kur’an’ın ilâhî kelâm oluşu ve peygamberliktir. Ayrıca kıyamet halleri; yeryüzünde fesat çıkaran ve peygamberleri yalancılıkla itham eden Âd, Semûd, Lût, Firavun, Nûh kavimleri gibi eski kavimlerden, bunların başına gelen felâketlerden söz etmekte, âhirette mutlu ve bedbaht olacak kimselerin durumlarını açıklamaktadır.

Hâkka Suresi Nuzül

Mushaftaki sıralamada altmış dokuzuncu, iniş sırasına göre yetmiş sekizinci sûredir. Mülk sûresinden sonra, Meâric sûresinden önce Mekke’de inmiştir.

Hâkka Suresi Fazileti

Hâkka Suresi fazileti,

Hâkka Suresi Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Hâkka Suresi Kur’an-ı Kerim’de hangi sayfadadır? Kaçıncı sayfada başlar?

Hâkka Suresi, Kur’an-ı Kerim’de 565. sayfada başlayıp, 567. sayfada son bulur.

Hâkka Suresi kaç ayettir?

Hâkka Suresi, 52 ayettir.

Hâkka Suresi hangi cüz içinde yer alır?

Hâkka Suresi, Kur’an-ı Kerim’de 29. cüzdedir.

Hâkka Suresi toplam kaç sayfadır?

Hâkka Suresi, Kur’an-ı Kerim’de toplam 3 sayfa içinde bulunur.

Hâkka Suresi Tefsiri

Kur’an Yolu Tefsiri kitabının Hâkka Suresi Tefsiri yazılı aşağıdadır.

Hâkka Suresi 1-3. Ayet Tefsiri

Burada üç kez tekrarlanan hâkka kelimesi, hak kelimesinden türemiş bir isimdir. Hak ise sözlükte, “gerçek, sabit ve doğru olmak, gerekmek; bir şeyi gerçekleştirmek; bir şeyi kesin olarak bilmek” gibi mânalara gelmektedir. İsim olarak “gerçek, sabit, doğru, varlığı kesin olan şey” anlamlarında kullanılan hak kelimesi genellikle bâtılın zıddı olarak gösterilmiştir (bilgi için bk. Mustafa Çağrıcı, “Hak”, DİA, XV, 137). Kıyamet kesin olarak gerçekleşeceği ve bu sayede insanlar dünyada yapıp ettiklerinin gerçek değerini kavrayacakları ve sonuçlarını görecekleri için ona da “Hâkka” ismi verilmiştir. Sûrenin ilk üç âyeti gerek üslûp gerekse anlam olarak kıyamet olayının büyüklüğüne ve şiddetine işaret ettiği gibi ne zaman meydana geleceğinin bilinemeyeceğini de göstermektedir.Müfessirlerin büyük çoğunluğu hâkka kelimesine “kıyamet” anlamı vermiş olmakla birlikte bu âyetlerin ardından dünyada azaba uğramış kavimlerin anılmasından hareketle hâkka kelimesinden, Hz. Peygamber’e isyan eden Kureyş’in başına gelecek olan ağır yenilgiye dikkat çekildiği görüşünde olanlar da vardır (Ateş, X, 36). Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 442

Hâkka Suresi 4-8. Ayet Tefsiri

“Kapılarını çalacak felâket” diye çevirdiğimiz karia kelimesi “çarpan, vuran, çarpışan” anlamında olup burada kıyametin bir başka ismi olarak kullanılmıştır. Semûd ve Âd kavimleri âhireti inkâr edip kendilerine gönderilen peygambere isyan ettikleri için birincisi (Semûd), şiddetinden dolayı âyette “tâgiye” (azgın) denilen çok ağır bir depremle yok olup gitmiştir (bilgi için bk. A‘râf 7/73-79; Hûd 11/61-68); Âd kavmi ise inkârcılıkta ısrar ettiği için Allah onların üzerine kasıp kavuran bir fırtına göndermiş; bu fırtına Âd kavminin yurdunda yedi gece sekiz gün devam etmiş; sonunda insanları sökülmüş hurma kütükleri gibi yerlere serivermiştir (krş. Kamer 54/19-20). Âd kavminin muhteşem sarayları ve köşkleri yerle bir olmuş; böylece yok olup gitmişlerdir. Bu iki kavmin âkıbetleri, hem Muhammed ümmetine birer ders ve ibret levhası olarak hem de bu felâketleri gerçekleştiren gücün kıyameti de gerçekleştireceğine bir kanıt olarak zikredilmiştir (bk. A‘râf 7/65-72; Hûd 11/50-60). Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt:5 Sayfa:442

Hâkka Suresi 9-12. Ayet Tefsiri

Firavun’dan maksat, Hz. Mûsâ zamanındaki Mısır kralıdır (İbn Âşûr, XXIX, 120; Firavun ve kavmi hakkında bilgi için bk. A‘râf 7/103 vd.). “Ondan öncekiler” tamlaması ise genel bir ifade olup Firavun’a kadar gelmiş geçmiş ve isyanları sebebiyle helâk olmuş kavimleri kapsamaktadır. Yukarıda geçen Âd ve Semûd kavimleri de bu grubun içinde yer alır. Altı üstüne getirilen şehirler ise Lût aleyhisselâmın peygamber olarak gönderildiği Sodom ve Gomore olarak yorumlanmıştır (bk. A‘râf 7/80-84; Hûd 11/77-83). İşte bu kavimlerin her biri kendi peygamberine isyan edip onu yalancılıkla itham ettikleri için ayrı ayrı şiddetli cezalara mâruz kalmışlardır. 10. âyetteki “resul” kelimesinin tekil olması her bir kavme gönderilmiş olan ayrı bir peygamberi ifade eder (İbn Âşûr, XXIX, 122).11. âyette değinilen olay, Hz. Nûh zamanında meydana gelmiş olan tûfandır. Nûh kavmi peygambere isyan etmelerinin cezasını tufanda boğularak çekmişler, Nûh’a inanıp onun gemisine binenler ise kurtulmuşlardır. İşte, “Sular coştuğu vakit sizi gemide biz taşıdık” meâlindeki cümle o gün Nûh’un gemisinde bulunup da Allah’ın lutfuyla kurtuluşa eren, sular çekildikten sonra da karaya çıkan ve sonrakilerin ataları, dedeleri durumunda bulunan müminlere işaret eder. Yukarıda kısaca değinilen olaylarda inkârcıların cezalandırılmış, inananların ise kurtarılmış olduğu bildirilerek olayların nesilden nesile aktarılması ve duyan herkesin bundan ibret alması amaçlanmıştır. Nitekim bu husus 12. âyette açıkça ifade edilmiştir (Nûh kavmi ve tûfanı hakkında bilgi için bk. A‘râf 7/59-64; Hûd 11/25-49). Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 443

Hâkka Suresi 13-18. Ayet Tefsiri

Sözlükte sûr, “üflendiğinde ses çıkaran boynuz biçiminde bir boru” diye tarif edilir. Geleneksel İslâmî inanca göre dört büyük melekten biri olan İsrâfil, sûr adı verilen boruyu iki defa üfleyecek, ilk üflemede kâinattaki bütün canlılar ölecek, ikinci üflemede ise canlılar tekrar dirilecektir (sûr hakkında ayrıca bk. En‘âm 6/73). Kıyamet sahnelerini tasvir eden bu ayetler, 1-3. âyetlerle bağlantılı olup onları açıklamakta ve kıyamet denilen olayın nasıl meydana geleceğini, dolayısıyla dünya hayatının nasıl son bulacağını anlatmaktadır (krş. Kehf 18/47). “Gök yarılır, o gün (bütün) bunların düzeni çökmüştür” meâlindeki 16. âyet kıyametin kopması sırasında sadece yerkürenin değil, gök cisimlerinin de düzeninin bozulacağını, şimdiki düzen ve özelliklerini kaybedeceğini ve mevcut kozmik sistemin tümüyle çökeceğini ifade eder (krş. Enbiyâ 21/104; Zümer 39/67).Eski müfessirler 17. ãyetteki “Melekler göklerin etrafındadır” ifadesini, “Gökler yarılınca melekler, kendileri için mesken edinmeye elverişli durumdaki yarılmayan yerlere çekilirler” şeklinde tefsir etmişlerdir (meselâ bk. Râzî, XXX, 108; Şevkânî, V, 326). İbn Âşûr ise bu kısmı, “Melekler göklerin etrafında cennetlikleri cennete yerleştirmek, cehennemlikleri de cehenneme sevketmekle meşgul olurlar” şeklinde yorumlamıştır (XXIX, 127). Sonuç itibariyle âyet meleklerin kıyamet dehşetinden korunmuş bir alanda yapacakları görevlerini anlatmaktadır.Arş kelimesi daha önce birçok âyette geçmiş ve hakkında gereken açıklamalar yapılmıştır (özellikle bk. A‘râf 7/54). “O gün rabbinin arşını, bunların da üstünde olan sekiz (melek) taşır” diye çevirdiğimiz bölümde arşı taşıyan “sekiz”den maksadın ne olduğu Kur’an tarafından açıklanmamıştır. Müfessirler âyetin bağlamını dikkate alarak bu ifadeyi yukarıda anlatılan meleklerin üstünde, kendilerine “hamele-i arş” (arşın taşıyıcıları) denilen sekiz melek veya sekiz taşıyıcı olarak yorumlamışlardır (Elmalılı, VIII, 5322). Sekiz şahıs, sekiz saf, sekizin on katı seksen melek vb. yorumlar yapanlar da olmuştur (İbn Âşûr, XXIX, 127). Biz, meâlde “sekiz melek” yorumunu tercih ettik; Râzî ise “sekiz şahıs” ifadesini tercih etmiştir (XXX, 109). Ayrıca Cehmiye ve Mu‘tezile âlimleriyle Sünnî ulemâsının önemli bir kısmı, arş kelimesini “mülk” yani bütünüyle âlem olarak yorumlamışlardır (bk. Yusuf Şevki Yavuz, “Arş”, DİA, III, 407-408). Buna göre “arşı taşıyan melekler” de Allah’ın âlemin işleyişiyle görevli kıldığı melekler olarak anlaşılabilir. Allah’ın yarattığı birçok âlemden biri olan madde âlemi dağılırken O’nun diğer âlemlerdeki düzeni ve hükümranlığı (arşı) devam edecektir. Ancak burada özetlenen bilgiler yorumdan ibaret olup İmam Ebû Hanîfe, Eş‘arî ve Mâtüridî gibi âlimler bu âyetler müteşâbihattan olduğu için ifadeyi aynen kabul etmemiz gerektiğini, bunun ne anlama geldiğini bilemeyeceğimizi düşünmenin en doğru tutum olduğunu belirtmişlerdir.Allah zamandan ve mekândan münezzeh olduğu için kıyamet gününde meleklerin O’nun arşını taşıması olayı, “Allah’ın kudretinin hesap günündeki tam ve kesin tezahürünün işareti” olarak yorumlanmıştır (İbn Âşûr, XXIX, 128; Esed, III, 1183; meleklerin Allah’ın arşını taşı­ması hakknda bilgi için bk. Mü’min 40/7) Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 444-445

Hâkka Suresi 19-24. Ayet Tefsiri

“Kitap”tan maksat amel defteridir; mahşerde kişinin amel defterinin sağ tarafından verilmesi onun dünya hayatında Allah’ın emrine uygun, dürüst ve erdemli bir hayat yaşadığını, dolayısıyla sicilinin temiz olduğunu gösterir. Bu durumda olan kimse Allah’ın lutfuyla kurtuluşa erenlerden olduğunu anlar ve “Alın, kitabımı okuyun” diyerek mutluluğunu başkalarıyla paylaşmak ister (bk. Râzî, XXX, 111). 20. âyet amel defteri sağından verilen kimsenin dünyada iken âhirete iman ettiğini ve ona göre hazırlık yaptığını gösterir. 24. âyette zikredilen “geçmiş günler”den maksat ise dünya hayatında geçen günlerdir (bk. Râzî, XXX, 113). Buna göre 21-24. âyetlerde mahşerde amel defteri sağ tarafından verilen kimsenin dünyada yaptığı iyi amellere karşılık âhirette elde edeceği nimetler tasvir edilmektedir. Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 447

Hâkka Suresi 25-29. Ayet Tefsiri

Kişinin amel defterinin sol tarafından verilmesi onun dünya hayatında Allah’ın emrine uygun hareket etmediğini, dürüst ve erdemli bir hayat yaşamadığını, dolayısıyla sicilinin bozuk olduğunu gösterir. Bu durumdaki biri dünyada yaptıklarını amel defterinde görünce kendisinin cezalandırılacağını anlar, bu sebeple amel defterinin kendisine verilmesini ve içinde yazılmış olanları görmek istemez, ölümle her şeyin bitmiş olmasını temenni eder. Böyle bir temenni orada bir işe yaramayacağı gibi, dünyada helâl haram demeden biriktirmiş olduğu malı da kendisine verilecek cezayı önlemeyecektir. Artık mal, mülk, saltanat, makam, güç vb. dünyaya ait ne varsa hepsi yok olup gitmiş, sadece insanın olumlu veya olumsuz inanç ve amelleri kalmıştır. Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 447

Hâkka Suresi 30-31. Ayet Tefsiri

Amel defteri solundan verilen kimsenin hesabı görüldükten sonra Allah Tealâ görevli meleklere o günahkârın ellerini boynuna bağlayıp cehenneme götürmelerini, sonra da suçlulara ait uzun zincirdeki yerine bağlanmalarını emreder. Müfessirler “Sonra da onu yetmiş arşın uzunluğunda bir zincire dizin!” meâlindeki 32. âyette geçen sayıyı çokluktan kinaye olarak yorumlamışlardır (bk. Râzî, XXX, 114). Âhiret hayatı gayb âleminden olduğu için Allah orası ile ilgili bilgileri dünyadaki kullarına temsilî olarak anlatmaktadır. Râzî, bunun benzeri başka bir âyetin (bk. İbrâhim 14/49) tefsirinde bu tür ifadelerin, günahkârların kendi eylem ve eğilimlerini, sonuç olarak öte dünyada topluca içine düşecekleri genel umutsuzluğu dile getiren bir mecaz olduğunu ileri sürmüştür (XIX, 148; Esed, II, 512). 33-34. âyetler günahkârın zincire vurulmasının sebebini açıklamaktadır ki o da Allah’a inanmaması ve yoksula yedirmeyi teşvik etmemesi, yani bencil duygularını aşarak başkalarının sıkıntılarını paylaşma olgunluğunu sergileyememesidir. Yoksulu gözetme konusundaki duyarsızlığın, kişinin zincirlere vurulmasının ana sebeplerinden biri olarak Allah’a inançsızlığın hemen ardından zikredilmesi, İslâm’ın paylaşmaya, sosyal adalete verdiği önemi gösterir. 35. âyet, inkârcılara âhirette yardım veya şefaat edecek hiç kimsenin bulunmayacağına, dünyada kendilerine yardım edip menfaat sağlayan dostların da kendileri için hiçbir şey yapamayacaklarına, bu sebeple dünyada yaptıklarına pişman olup ümitsizliğe kapılacaklarına işaret etmektedir. “Yananların akıntısı” diye tercüme ettiğimiz 36. âyetteki gıslîn kelimesine müfessirler, “cehennemliklerin yediği bir bitki, en kötü yemek, cehennemliklerin yanan bedenlerinden akan akıntı” mânalarını vermişlerdir (bk. Şevkânî, V, 328). İbn Abbas gıslîn kelimesinin ne anlama geldiğini bilmediğini ifade etmiştir (bk. Râzî, XXX, 116). 36-37. âyetler dünyada Allah’a isyan edenlerin âhiretteki beslenmelerinin bile azap olduğunu göstermektedir. Kaynak :

Hâkka Suresi 32-37. Ayet Tefsiri

Müfessirler “Sonra da onu yetmiş arşın uzunluğunda bir zincire dizin!” meâlindeki ifadede geçen sayıyı çokluktan kinaye olarak yorumlamışlardır (bk. Râzî, XXX, 114). Âhiret hayatı gayb âleminden olduğu için Allah orası ile ilgili bilgileri dünyadaki kullarına temsilî olarak anlatmaktadır. Râzî, bunun benzeri başka bir âyetin (bk. İbrâhim 14/49) tefsirinde bu tür ifadelerin, günahkârların kendi eylem ve eğilimlerini, sonuç olarak öte dünyada topluca içine düşecekleri genel umutsuzluğu dile getiren bir mecaz olduğunu belirtmiştir (XIX, 148; ayrıca bk. Esed, II, 512). 33-34. âyetler günahkârın zincire vurulmasının sebebini açıklamaktadır ki o da Allah’a inanmaması ve yoksula yedirmeyi teşvik etmemesi, yani bencil duygularını aşarak başkalarının sıkıntılarını paylaşma olgunluğunu sergileyememesidir. Yoksulu gözetme konusundaki duyarsızlığın, kişinin zincirlere vurulmasının ana sebeplerinden biri olarak Allah’a inançsızlığın hemen ardından zikredilmesi, İslâm’ın yoksullukla mücadeleye, paylaşmaya, sosyal adalete verdiği önemi gösterir. 35. âyet, inkârcılara âhirette yardım veya şefaat edecek hiç kimsenin bulunmayacağına, dünyada kendilerine yardım edip menfaat sağlayan dostların da kendileri için hiçbir şey yapamayacaklarına, bu sebeple dünyada yaptıklarına pişman olup ümitsizliğe kapılacaklarına işaret etmektedir.“Yananların akıntısı” diye tercüme ettiğimiz 36. âyetteki gıslîn kelimesine müfessirler, “cehennemliklerin yediği bir bitki, en kötü yemek, cehennemliklerin yanan bedenlerinden akan akıntı” mânalarını vermişlerdir (bk. Şevkânî, V, 328). İbn Abbas gıslîn kelimesinin ne anlama geldiğini bilmediğini ifade etmiştir (bk. Râzî, XXX, 116). 36-37. âyetler dünyada Allah’a isyan edenlerin âhiretteki beslenmelerinin bile azap olduğunu göstermektedir. Kaynak :

Hâkka Suresi 38-43. Ayet Tefsiri

“Görebildikleriniz ve göremedikleriniz” ifadesi, varlık âleminde, görüleni ve görülemeyeni ile üzerine yemin edilmeye değer ne varsa tamamını, meselâ yüce Allah’ın zâtı, sıfatları ve evrende O’nun kudretini gösteren maddî ve mânevî varlıkları, yer ve gök cisimlerini, insanlar, melekler, cinler, âhiret âlemi vb. varlıkları kapsamaktadır.Kur’an’ı tebliğ eden Hz. Peygamber’e müşriklerden bazıları şair, bazıları da kâhin diyorlardı. Bu sebeple yüce Allah burada yaptığı yeminle Kur’an-ı Kerîm’in bir şair veya kâhin sözü değil, değerli bir elçinin sözü olduğunu vurgulamıştır. Ayrıca söz sanatı bakımından da Kur’an’ın şiir olmadığını, kâhin sözüne benzemediğini bazan kendileri de itiraf ettikleri halde müşrikler ondan ne ibret almışlar ne de onun ilâhî kelâm olduğuna inanmışlardır (Resûlullah’ın içinde yaşadığı toplumda “şair” kelimesinin kullanıldığı özel anlam hakkında bk. Yâsîn 36/69). Müfessirlerin çoğunluğu Resûlullah hakkında söylenilen şair ve kâhin sözlerini dikkate alarak 40. âyetteki, “değerli elçi”den maksadın Hz. Peygamber olduğu kanaatine varmışlardır. Tekvîr sûresinin 19. âyeti de aynı lafızları taşır; fakat çoğunluğun yorumuna göre orada elçiden maksat Cebrâil’dir. Aslında bu iki yorum arasında bir çelişki yoktur. Zira Kur’an’ı Hz. Peygamber’e Cebrâil getirmiş, o da tebliğ etmiştir. Bu sebeple Tekvîr sûresindeki âyetin bağlamına Cebrâil, buradaki bağlama ise Hz. Peygamber uygun düşmektedir. Gerçekte Kur’an Allah’ın kelâmıdır; nitekim 43. âyette âlemlerin rabbi katından indirilmiş olduğu açıkça ifade buyurulmuştur. Buna göre Cebrâil ve Hz. Peygamber Allah’ın kelâmını kullarına ulaştırmada aracı oldukları için 40. âyette söz onlara nisbet edilmiştir (bk. Râzî, XXX, 117). Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 449-450

Hâkka Suresi 44-47. Ayet Tefsiri

“Elbette onu kıskıvrak yakalardık” diye tercüme ettiğimiz 45. âyetteki yemîn kelimesi sözlükte “sağ taraf, sağ el” anlamına gelir. Kelime mecazen “güç, kuvvet” mânasında da kullanılmaktadır (Kurtubî, XVIII, 275). 46. âyetteki vetîn ise “büyük atar damar” demektir; bu damar kesildiğinde canlı ölür. Allah Teâlâ Kur’an’ın şair veya kâhin sözü olmadığını yeminle ifade ettikten sonra Hz. Peygamber’in onu uydurup Allah’a isnat etmesinin de mümkün olmadığını, eğer –farzı muhal– böyle bir şey yapmış olsaydı, şiddetli bir şekilde cezalandırılacağını ve hiç kimsenin onu bu cezadan kurtaramayacağını haber vermiştir. Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 450

Hâkka Suresi 48-50. Ayet Tefsiri

Kur’an-ı Kerîm’in, ona ön yargılardan sıyrılmış olarak, iyi niyetle yönelip onu tasdik edenler için önemli bir uyarı ve öğüt olmasına karşılık, Kur’an’ı yalan sayanların daima bulunabileceği belirtilmekte; âhirette onun müminler için kurtuluş, inkârcılar için de ceza sebebi olduğu ortaya çıktığında inkârcıların derin bir pişmanlık içinde olacakları ifade edilmektedir. Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 450-451

Hâkka Suresi 51-52. Ayet Tefsiri

“Hakku’l-yak^n” tamlaması, “var (sabit), gerçek, doğru” anla­mındaki “hak” ile “gerçeğe uygun kesin bilgi” anlamındaki “yak^n” kelimelerinden oluşan bir terim olup kesinlik bakımından ilme’l-yak^n ve ayne’l-yak^nin de ötesinde ve üstündeki kesin bilgidir. Bu üç aşamayı bir arada, “duyarak, görerek, yaşayarak bilmek” şeklinde ifade etmek mümkündür. Burada Kur’an’ı yalan sayanların âhirette büyük pişmanlık duyacakları ve dolayısıyla azaba mâruz kalacakları haber verilirken bunun kesin olarak yaşanacak bir gerçek olduğu vurgulanmaktadır (“hakku’l-yak^n” konusunda ayrıca bk. Vâkıa 56/95; Yusuf Şevki Yavuz, “Hakka’l-yak^n”, DİA, XV, 203).Yukarıda Kur’an’ın yüceliği ve müşriklerin isnat ettiği kusurlardan uzak bulunduğu anlatılarak hem Kur’an’ın ilâhî vahiy olduğu hem de Resûlullah’ın peygamberliğinin kesinliği vurgulanmıştı. Son âyet-i kerîmede ise Resûlullah’ın, kendisine verilen bu nimetlerin şükrü olarak rabbinin adını yüceltmesi, O’nu noksan sıfatlardan tenzih etmesi istenmiştir. Kaynak :

Hâkka Suresi Hakkında

Mekke döneminin ilk yıllarında nâzil olmuştur. Elli iki âyettir. Fâsıla*sı (ة، ل، م، ن، هـ) harfleridir. “ل” harfi yalnız bir yerde (âyet 44) fâsıla olup bunun müstakil âyet sayılmadığına dair rivayete göre sûre elli bir âyettir ve fâsılaları arasında lâm harfi yoktur. Âlûsî bu ikinci görüşe katıldığını belirtmektedir (Rûĥu’l-meǾânî, XXIX, 48).

Sûre ismini başındaki “el-hâkka” kelimesinden alır. “Hak, hukuk, hesap, her şeyin ortaya çıkacağı, gerçekleşeceği gün” anlamlarına gelen bu kelime, daha ziyade önceden haber verilen bir sıkıntı veya musibetin başa gelmesiyle ilgili olarak kullanılır. Kıyamet gününde haşir, mîzan, hesap, cezalandırma, mükâfatlandırma gibi Allah’ın önceden haber verdiği durumlar tahakkuk edip bütün ameller yerli yerinde karşılığını bulacağından kıyamet gününe bu isim verilmiştir. Ayrıca “yaptığının karşılığını bulmak” anlamında peygamberlere inanmayan geçmiş kavimlerin yok oluşunu anlatmak için de kullanılır. Nitekim “hâkka”nın ne demek olduğunu bildiren âyetin ardından Semûd ve Âd kavimlerinin helâkine dair haberlerin yer alması kelimenin yalnızca kıyamet mânasına gelmediğine işaret etmektedir.

Kur’ân-ı Kerîm’in fesahat ve belâgatını en yüksek seviyede ifade eden Hâkka sûresinin, Hz. Peygamber’e yönelik şair ve sihirbaz gibi iftiraları reddeden âyetlerinden Mekke döneminin ilk yıllarında nâzil olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü bu iftiralar, peygamberliğin ilk yıllarında müşriklerce sürdürülen inkârcı tutumdan kaynaklanıyordu. Kalem sûresinde onun bir mecnûn (cin çarpmış) (âyet 2), bu sûrede de şair ve sihirbaz (âyet 41, 42) olmadığı belirtilmektedir. Bu iki sûrenin mushaflarda ardarda yer almış olması da Hâkka sûresinin Kalem sûresinden sonra nâzil olduğu ihtimalini kuvvetlendirmektedir. Ahmed b. Hanbel’in kaydettiği bir rivayete göre Hz. Ömer şöyle demiştir. “Müslüman olmadan önce Hz. Peygamber’le tartışmak üzere evden çıkmıştım. Mescid-i Harâm’a vardığımda baktım ki Resûl-i Ekrem benden önce gelmiş. Arkasında durdum, Hâkka sûresini okumaya başladı. Kur’an’ın üslûbuna hayran kalmıştım. Kendi kendime Kureyş’in dediği gibi bu şairdir diye düşündüm. Tam o sırada, ‘O bir şair sözü değildir’ (âyet 41) âyetini okudu. Bu defa içimden öyleyse sihirbazdır dedim; hemen, ‘O bir sihirbaz sözü değildir’ (âyet 42) âyetini, ardından da sûreyi sonuna kadar okudu. İşte o günden sonra İslâm’ın sevgisi kalbimde yer etmeye başladı” (Müsned, I, 17-18). İbn Kesîr’in, bu olaya dayanarak Hz. Ömer’in müslüman olmasını sûrenin nüzûl sebepleri arasında göstermesi (Tefsîrü’l-Ķurǿân, VIII, 245) tartışılabilir. Ancak bu rivayet, sûrenin Mekke devrinin ilk beş yılında nâzil olan sûreler arasında yer aldığına delâlet etmesi bakımından önemlidir. Sehâvî sûrenin Meâric sûresinden önce, Mülk sûresinden sonra indiğini söyler (Aynî, XVI, 115).

Kalem sûresinde Resûl-i Ekrem’in bir mecnun olmadığı, onun vahiy yoluyla verdiği bilgilerin hak ve gerçek olduğu, Peygamber’in ciddiye alınması gerektiği konusunda uyarılar yapılmakta ve kısaca kıyamet gününe dikkat çekilmektedir. Bu sûrede ise o haberlerin ne olduğu ve nasıl gerçekleşeceği hakkında ayrıntılı açıklamalar yapılmaktadır. Özellikle peygamberlerini inkâr eden eski ümmetlerin, Semûd ve Âd kavimlerinin helâk edilişine ve yeryüzünden silinip gidişine dair bilgiler verilmekte, böylece Resûl-i Ekrem’e karşı inkârda direnenler uyarılmaktadır. Sûre üslûp ve muhteva bakımından Kalem sûresinin devamı ve açıklaması gibidir.

Hâkka sûresi iki bölümden meydana gelmektedir. Birinci bölümde (âyet 1-37) Semûd, Âd, Firavun ve Lût kavimlerinin “hâkka”ya uğradıkları, peygamberlere karşı gelip Allah’ın vahyini yalan saymaları yüzünden helâk edildikleri haber verilir. İnkârcıların çekecekleri büyük cezanın asıl âhiretteki azap olduğu vurgulanır. Arşını sekiz meleğin taşıdığı Allah’ın huzurunda herkesin hesaba çekileceği o günde insanoğlunun nasıl zavallı, âciz ve yardımsız kalacağı anlatılır. Hesabını verenlerin cennette mutlu olacakları, buna karşılık Allah’a inanmayan ve yoksullara yardım etmeyenlerin zincirlere vurulacakları, dostları bulunmadığı için de kimseden yardım göremeyecekleri bildirilir.

İkinci bölüm (âyet 38-52) Kur’an’a yapılan iftiralara cevap mahiyetindedir. Görülen ve görülmeyen ilâhî kuvvetlere yeminle söze başlayan bu bölümde Kur’an’ın sıradan bir söz olmadığı, ona bilmeden ve düşünmeden “şair sözü” veya “sihirbaz sözü” demenin yanlışlığı ortaya konulur. Kur’an’ın Allah katından gönderilen çok şerefli bir elçinin sözü, âlemlerin rabbinden gelen bir vahiy olduğu bildirilerek esasen Allah’ın Peygamber’e kendinden böyle sözler uydurmasına asla imkân vermeyeceği belirtilir. Kur’an’ın temiz kalplilere bir öğüt, kâfirlere ise yürek sızlatıcı bir hasret olduğu vurgulandıktan sonra onun şiir, kehanet, zan ve tahmin cinsinden bir bilgi olmayıp saf bir hakikat olduğu ifade edilir. Sûre yüce rabbin ismini tenzih ve tesbih etmeyi, O’nu saygıyla anmayı emreden âyetle sona erer.

Hâkka sûresi, âhiret konusunda insanları uyararak onları imana ve tedbirli olmaya yöneltmekte, vahiy bilgisinin kesinliğini ve o yolla bildirilen olayların gerçekliğini, vahyin Hz. Peygamber tarafından aynen tebliğ edilmesinin zaruretini ortaya koymaktadır.

Sûre hakkında bazı müstakil çalışmalar yapılmıştır. Hasan Muhammed Bâ Cevdet’in Teǿemmülât fî sûreti’l-Ĥâķķa (Tunus 1982), Abdülhamîd Kişk’in Tefsîru sûreti’l-Ĥâķķa (Kahire 1987), Faruk Tuncer’in el-Hâkka Sûresi Tefsir Denemesi ve Bu Sûredeki Kıyamet Sahneleri (bk. bibl.), Abdürrezzâk Abdülalîm Reyyân eş-Şerîf’in Mine’l-İǾcâzi’l-Ķurǿânî fî sûreti’l-Ĥâķķa (Mısır 1412/1992) adlı eserleri bunlar arasında sayılabilir.

BİBLİYOGRAFYA:

Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “ĥķķ” md.; Müsned, I, 17-18; Vâhidî, Esbâbü’n-nüzûl, Kahire 1388, s. 294; Abdürrezzâk b. Ahmed el-Kâşânî, Teǿvîlât (trc. Ali Rıza Doksanyedi, nşr. M. Vehbi Güloğlu), Ankara 1987, III, 199-203; İbn Kesîr, Tefsîrü’l-Ķurǿân, Kahire 1390/1971 → İstanbul 1985, VIII, 245; Süyûtî, Esbâbü’n-nüzûl (Tefsîrü’l-Celâleyn içinde), Beyrut, ts. (Dârü’l-Ma‘rife), s. 791; Aynî, ǾUmdetü’l-ķārî, Kahire 1392/1972, XVI, 115; Âlûsî, Rûĥu’l-meǾânî, XXIX, 37-55; Elmalılı, Hak Dini, VII, 5307-5346; Ömer Rıza Doğrul, Tanrı Buyruğu, İstanbul 1947, II, 875-879; M. Ali es-Sâbûnî, Safvetü’t-tefâsîr (trc. Sadreddin Gümüş – Nedim Yılmaz), İstanbul 1990, VII, 29-45; Faruk Tuncer, el-Hâkka Sûresi Tefsir Denemesi ve Bu Sûredeki Kıyamet Sahneleri (yüksek lisans tezi, 1991), MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Emin Işık


Bu sayfayı sevdiklerinle paylaşarak bize destek olmak ister misin?

TwetlePaylaşPinterestRedditTumblrLinkedin

Hâkka Suresi ile ilgili yorum yap




Creative Commons Lisansı
Bu eser Creative Commons Atıf-AynıLisanslaPaylaş 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır. Suresi.gen.tr - 2020